1 Aralık 2010 Çarşamba

beni mutlu eden. şirin gülümseyen. minik beden.
ıslaklık diyorum, gözlerimdeki diil ama, tam alt kirpiğimin dibindekiler. ne kadar uzun zaman oldu onları hissetmeyeli? iyi mi kötü bilmiyorum. minik beden gitmese olmaz mı? olmaz dimi. biliyorum. bazıları erken gitmek için dünyaya gelir falan filan. yeter bu kadar ders.
en çok kokusunu unutmamak istiyorum. yine kirpik dibi. bir de gözleri var ya en kocamanından.
gitme bebek
demek bencillik.
ama kokusunu unutmamayı istemek bencillik olmasa gerek?
seviyorum bunu. gece yatmamayı. böceklerin sesi geliyo derinden. valla konuşuyolar gece olunca. yok yok hayır evimizde böcek yok. ama ben duyuyorumki. sonra böcek olduğumu düşünüyorum onlardan nefret etmemi kendimi sevmemek mi diye düşünüyorum. çelişiyorum. vazgeçiyorum düşünmekten.

15 Eylül 2010 Çarşamba

ne kadar korunaklı yetişiyoruz.
şimdi kafamda migros poşetiyle bu düşüncelere daldım. evet saçımı kızıl yaptım. sonucunu bekliyorum. ama bunu bile cesaret gerektiren bir şey olarak görüyorum. ne acı demi.

hayatımızda boşluğu dolduran bir "şey" gittiğinde, biz ardından bıraktığı boşluğu ya kendimize sararak, düşünerek, üzülerek, saçlarımızı değiştirerek ya da ne bilim buna benzer depresif şeyler yaparak dolduruyoruz. halbuki başkaları gidenlerin ardından kalan boşluğu  alıp başını o ülkeden giderek, yeni bir üniversiteye başlayarak, yeni sevgili bulup onun evine yerleşerek, seyahat ederek dolduruyorlar. biz ne yapabiliyoruz ki ancak saçımızı kızıla boyuyoruz.  ailemin kısıtlamaları diil derdim. ne de güzel annem babam var. ama güzel ülkemin güzel kültürü çook şeyleri kısıtlıyor işte.

ps: hayatımdan biri gitmedi ama saçımı kızıl yapmam çağrışım yaptırdı. kimse gitmesin hayatımdan olur mu ki? bide saçım baya kızıl oldu yahu hadi bakalım. biri giderse hayatımdan saçımı değiştirme olasılığımda kalmadı. ama siz yine de gitmeyin ben kızılımla mutluyum. da annemin tırnaklarındaki kızıl ojemsi boyaları napıcaz?

13 Eylül 2010 Pazartesi

sihir

şirindi. sihirdim.
sevdi. sevdim.
gülümsedi. kahkaha attım.
gözlerime baktı. kalbini gördüm.
elimi tuttu. elini öptüm.
anlattı. kalbine dokundum.
şarkı söyledi. havaya karıştım.
sihir yaptı. sihir oldum.
uzak olmalıydı. uzaktaydım.
bu o'ydu. ben buydum.
sarıydı. labirenttim.
yeşildi. güneştim.
derindi. sıcaktım.
gitti. gitmek zorundaydım.
geldi. zaten burdaydım.
3 saatti. rüya diildi.
venedikti. venedik gibiydi.


sevdi. sevdim.



 
 

10 Eylül 2010 Cuma

anne ben koala oldum

 iki de güzel karikatür buldumm:


şu bir aydır evde bomboş otura oturaa kendimi işe yaramaz hisseder oldum. diyorum bari evdeyim boşa gitmesin, spor yapayım, en azından daha fazla genişlememiş(!) olurumm. eneee yok tembellik tembelliği getiriyor. bir üşengeçlik bir üşengeçlik. illa yiyip içip oturucam o popo büyüycek tam bir koalaya dönüşücem içim rahat edicek. 

sanki istanbul'da 2 hafta boyunca günde bazen 3 bazen bazen 45 dakka uyuyarak hatta çoğu zaman hiç uyumayadan günlerimi geçirip üstüne tiyatro provasına ve işe giden aradada spora gidecek vakit bulan ben diildim. bir de rıhtımda çay içmeye arkadaşlarla gırgır etmeye vakit bulmakda ayrı.

insanın yapacak bişiyi olmaması nasıl bir duygu acaba diye düşünüp düşünüp hatırlamaya çalışıyodum. şimdi o günleri nasıl yaşadığımı algılayamıyorum. yaydıkçaaaaa yaydım. biliyorum aslında diploma projesi için ıdıbıdı birsürü şey araştırabilirim ki okul açıldığında rahat edeyim. ama yok! son dakka olmadan harekete geçmiyor bu bünye. hayır kafamıda vurucam yine ah o zaman araştırsaydım, ah bir günüm daha fazla olsaydı diye. ama yine de yok arkadaş ne kadar erken başlarsan başla o proje son dakkaya ucu ucuna yetişecek. bu bi kanun. değiştiremeyeceğimi anladığım gün çaba göstermeyi bıraktım. yayıyorum yaa gönül rahatlığıyla. hani zamanı geldiğinde insanın yapacak bişiyi olmamasının nasıl bi duygu olduğunu hatırlamaya çalışırsam zorlanmim diye. (züğürt tesellisi) yoksa bunun tembellikle ne alakası var canım. a aaa?

off yatsam iyi olcak

imza: KALFA (hani boş olan, boş gezeninkinden)

8 Eylül 2010 Çarşamba

annecik

bugün baklava yaptık annemle. beni neşeyle çağırıp kızardığını gösterdiğinde bazen hatta çok zaman ona haksızlık etmişim diye düşündüm. çocuk gibi bişi paylaştı benimle çok şirindi. her seferinde üzülüp bir daha sinirle konuşmıycam bağırmıcam ona diyorum ama hep yapıyorum. onu napıcaz?

7 Eylül 2010 Salı

29 Ağustos 2010 Pazar

eskiden bi sene fuarda kaskatlı konserleri olmuştu. ne güzeldi ya. bedava konser bombası yaşamıştık. lise 1i bitirdiğim seneydi. duman, şebnem ferah, teoman, athena, feridun düzağaç, haluk levent, funda arar.. giderdik saat 3 te, en önü tutardık 8 kişi falan. sohbet muhabbet eğlence. pek güzeldi. bugünde gripin varmış. eskinin yerini tutmaz ama gitmek istiyorum yine. bide o paraşüt kulesinden atlasam. 2 kere atladım ne deliymişim ya. büyüdüm galiba cesaret edemiyorum eskisi gibi bişilere. olgunlaşmak korkmaya başlamak sanırsam.

ben hiçbi yere ait diilmişim meğersem

iki hafta oldu döneli. ama hala aklım orda. hayatımın en güzel 50 günün geçirdim yanımda en bi güzel insanla. ordayken her şey o kadar güzeldiki. gelmek istemedim hiç buralara. oraya ait hissettim kendimi. orası neresi mi? orası her yer. bikaç ay önce karar verirken interraila her şeyin bu kadar güzel olacağını tahmin etmemiştim. kampa da gidicektik eğlenip dönücektik.
ama her şey değişti gidince. başladığımız ilk günden beri yollara ait olduğumu hissettim. ben yapamam aynı yerde. aynı yerde kalmaya başladığım zaman aidiyet duygusu gidiyor nasıl oluyosa. aksi durumun olması daha mantıklı aslında ama.. o kadar güzel yer gezdik bir sürü insan tanıdık. bir de çalışma kampına gittik. süründük,tren koridorlarında bile yattık ama hiçbi zaman kendmi o kadar evimde hissetmedim ben. döndüğümden beride hala dönmek istiyorum yollara, trenlere, sade peynir ekmek yediğimiz günlere. gidicem bir gün.. ne zaman ne şekilde bilmiyorum ama ben bi ofiste yıllarca çalışıp arada sosyalleşen biri olmak istemediğimi anladım bu yolculuktan sonra. ben yol insanıyım, alsam yanıma yine yol arkadaşımı, bir de çantamı uyku tulumumu, para olmasada kalıcak yer bulamasamda, sürünsemde gitmek istiyorum, yeni insanlar tanımak sonra onları geride bırakıp başkalarıyla tanışmak, gitmek sadece gitmek!!
take me antoine!!=))

28 Ağustos 2010 Cumartesi

başlangıç.. zor..

yazı yazmak benim için rahatlama yoluydu küçükken. günlükler tutardım, mektuplar yazardım kendi kendime. ergenliğinde verdiği gazla neler döktürürdüm o kağıtlara. gel gelelim büyüdükten sonra hiç yazmaz oldum. vefasızım kelimelere karşı sanırım. halbuki ne de güzel şey yazmak. duygularını bişiyle paylaşmak. ondan karar verdim burda yazmaya.
bişi düşünmicem. yazıcam sadece. belki iyi gelir bana hı? bence iyi fikir. hoşgeldim ben buraya o zaman. geldim dimi? yo yo şizofren diilim kendi kendime konuşmayı seviyorum dimi? evet=)
hoşgeldimkii=)