çok dokunur
niye uçmuyor inci
don't worry be happy!
21 Aralık 2010 Salı
1 Aralık 2010 Çarşamba
beni mutlu eden. şirin gülümseyen. minik beden.
ıslaklık diyorum, gözlerimdeki diil ama, tam alt kirpiğimin dibindekiler. ne kadar uzun zaman oldu onları hissetmeyeli? iyi mi kötü bilmiyorum. minik beden gitmese olmaz mı? olmaz dimi. biliyorum. bazıları erken gitmek için dünyaya gelir falan filan. yeter bu kadar ders.
en çok kokusunu unutmamak istiyorum. yine kirpik dibi. bir de gözleri var ya en kocamanından.
gitme bebek
demek bencillik.
ama kokusunu unutmamayı istemek bencillik olmasa gerek?
ıslaklık diyorum, gözlerimdeki diil ama, tam alt kirpiğimin dibindekiler. ne kadar uzun zaman oldu onları hissetmeyeli? iyi mi kötü bilmiyorum. minik beden gitmese olmaz mı? olmaz dimi. biliyorum. bazıları erken gitmek için dünyaya gelir falan filan. yeter bu kadar ders.
en çok kokusunu unutmamak istiyorum. yine kirpik dibi. bir de gözleri var ya en kocamanından.
gitme bebek
demek bencillik.
ama kokusunu unutmamayı istemek bencillik olmasa gerek?
15 Eylül 2010 Çarşamba
ne kadar korunaklı yetişiyoruz.
şimdi kafamda migros poşetiyle bu düşüncelere daldım. evet saçımı kızıl yaptım. sonucunu bekliyorum. ama bunu bile cesaret gerektiren bir şey olarak görüyorum. ne acı demi.
hayatımızda boşluğu dolduran bir "şey" gittiğinde, biz ardından bıraktığı boşluğu ya kendimize sararak, düşünerek, üzülerek, saçlarımızı değiştirerek ya da ne bilim buna benzer depresif şeyler yaparak dolduruyoruz. halbuki başkaları gidenlerin ardından kalan boşluğu alıp başını o ülkeden giderek, yeni bir üniversiteye başlayarak, yeni sevgili bulup onun evine yerleşerek, seyahat ederek dolduruyorlar. biz ne yapabiliyoruz ki ancak saçımızı kızıla boyuyoruz. ailemin kısıtlamaları diil derdim. ne de güzel annem babam var. ama güzel ülkemin güzel kültürü çook şeyleri kısıtlıyor işte.
ps: hayatımdan biri gitmedi ama saçımı kızıl yapmam çağrışım yaptırdı. kimse gitmesin hayatımdan olur mu ki? bide saçım baya kızıl oldu yahu hadi bakalım. biri giderse hayatımdan saçımı değiştirme olasılığımda kalmadı. ama siz yine de gitmeyin ben kızılımla mutluyum. da annemin tırnaklarındaki kızıl ojemsi boyaları napıcaz?
şimdi kafamda migros poşetiyle bu düşüncelere daldım. evet saçımı kızıl yaptım. sonucunu bekliyorum. ama bunu bile cesaret gerektiren bir şey olarak görüyorum. ne acı demi.
hayatımızda boşluğu dolduran bir "şey" gittiğinde, biz ardından bıraktığı boşluğu ya kendimize sararak, düşünerek, üzülerek, saçlarımızı değiştirerek ya da ne bilim buna benzer depresif şeyler yaparak dolduruyoruz. halbuki başkaları gidenlerin ardından kalan boşluğu alıp başını o ülkeden giderek, yeni bir üniversiteye başlayarak, yeni sevgili bulup onun evine yerleşerek, seyahat ederek dolduruyorlar. biz ne yapabiliyoruz ki ancak saçımızı kızıla boyuyoruz. ailemin kısıtlamaları diil derdim. ne de güzel annem babam var. ama güzel ülkemin güzel kültürü çook şeyleri kısıtlıyor işte.
ps: hayatımdan biri gitmedi ama saçımı kızıl yapmam çağrışım yaptırdı. kimse gitmesin hayatımdan olur mu ki? bide saçım baya kızıl oldu yahu hadi bakalım. biri giderse hayatımdan saçımı değiştirme olasılığımda kalmadı. ama siz yine de gitmeyin ben kızılımla mutluyum. da annemin tırnaklarındaki kızıl ojemsi boyaları napıcaz?
13 Eylül 2010 Pazartesi
sihir
şirindi. sihirdim.
sevdi. sevdim.
gülümsedi. kahkaha attım.
gözlerime baktı. kalbini gördüm.
elimi tuttu. elini öptüm.
anlattı. kalbine dokundum.şarkı söyledi. havaya karıştım.
sihir yaptı. sihir oldum.
uzak olmalıydı. uzaktaydım.
bu o'ydu. ben buydum.
sarıydı. labirenttim.
yeşildi. güneştim.
derindi. sıcaktım.
gitti. gitmek zorundaydım.
geldi. zaten burdaydım.
3 saatti. rüya diildi.
venedikti. venedik gibiydi.
sevdi. sevdim.
10 Eylül 2010 Cuma
anne ben koala oldum
iki de güzel karikatür buldumm:
şu bir aydır evde bomboş otura oturaa kendimi işe yaramaz hisseder oldum. diyorum bari evdeyim boşa gitmesin, spor yapayım, en azından daha fazla genişlememiş(!) olurumm. eneee yok tembellik tembelliği getiriyor. bir üşengeçlik bir üşengeçlik. illa yiyip içip oturucam o popo büyüycek tam bir koalaya dönüşücem içim rahat edicek.
sanki istanbul'da 2 hafta boyunca günde bazen 3 bazen bazen 45 dakka uyuyarak hatta çoğu zaman hiç uyumayadan günlerimi geçirip üstüne tiyatro provasına ve işe giden aradada spora gidecek vakit bulan ben diildim. bir de rıhtımda çay içmeye arkadaşlarla gırgır etmeye vakit bulmakda ayrı.
insanın yapacak bişiyi olmaması nasıl bir duygu acaba diye düşünüp düşünüp hatırlamaya çalışıyodum. şimdi o günleri nasıl yaşadığımı algılayamıyorum. yaydıkçaaaaa yaydım. biliyorum aslında diploma projesi için ıdıbıdı birsürü şey araştırabilirim ki okul açıldığında rahat edeyim. ama yok! son dakka olmadan harekete geçmiyor bu bünye. hayır kafamıda vurucam yine ah o zaman araştırsaydım, ah bir günüm daha fazla olsaydı diye. ama yine de yok arkadaş ne kadar erken başlarsan başla o proje son dakkaya ucu ucuna yetişecek. bu bi kanun. değiştiremeyeceğimi anladığım gün çaba göstermeyi bıraktım. yayıyorum yaa gönül rahatlığıyla. hani zamanı geldiğinde insanın yapacak bişiyi olmamasının nasıl bi duygu olduğunu hatırlamaya çalışırsam zorlanmim diye. (züğürt tesellisi) yoksa bunun tembellikle ne alakası var canım. a aaa?
off yatsam iyi olcak
imza: KALFA (hani boş olan, boş gezeninkinden)
8 Eylül 2010 Çarşamba
annecik
bugün baklava yaptık annemle. beni neşeyle çağırıp kızardığını gösterdiğinde bazen hatta çok zaman ona haksızlık etmişim diye düşündüm. çocuk gibi bişi paylaştı benimle çok şirindi. her seferinde üzülüp bir daha sinirle konuşmıycam bağırmıcam ona diyorum ama hep yapıyorum. onu napıcaz?
Kaydol:
Yorumlar (Atom)

